Angel Şelalesi’ne Canaima’dan 2 günlük KANO turu


Angel Şelalesi’ne Canaima’dan 2 günlük KANO turu

Bir an için labirentte olduğunuzu düşünüyorsunuz, nehir daraldıkça içiniz daralıyor, su hızlandıkça kanınız kaynıyor, geriliyorsunuz. Ancak bazen de daha bir düz, geniş bir alana çıkıyorsunuz. Akım azalıyor. Etraf sakinleşiyor.

Bu bahsettiğim kano ile gidilen angel şelalesi turu ve epey zahmetli. Tabi bir o kadarda eğlenceli. Turun başlangıç yeri dünyanın en büyük ulusal parklarından birinin ortasında bulunan küçük bir tatil kasabası, Canaima. Gideceğimiz yer ise dünyanın en yüksek şelalesi, Angel Falls. Ulusal park olduğundan çevreye zarar vermemek için kara yolu yapılmamış. Havadan uçakla ya da helikopterle gitmek dışında ki tek yol kano ile nehir üstünden gitmek. Havadan gidişlerde zaten bir yerde durmuyorsunuz sadece yukarıdan kuş bakışı bir yarım saat süzüyorsunuz. Zevkli olacağını hiç zannetmiyorum. Nehir yolu ise su seviyesi az olduğundan kano ile yapılıyor.

Angel Falls-57

Canaima’dan Angel Şelaleri’ne kano üstünde giderken yol boyunca uzanan tepuilerden birisi.

Uzun bir kano üstüne yaklaşık 10 kişi, ikişer sıralar halinde oturuyorsunuz. Oldukça dar. Suya ters yönde gittiğinizden yaklaşık 4 saat sürüyor.

Angel Falls-4

İlk bir kaç saat boyunca su seviyesi yüksek olduğundan rahat ve sakin bir yolculuk oluyor. Ancak su seviyesi azaldıkça işler çetrefilleşiyor. Kanonun en önündeki bir rehber elindeki uzun sopayla nehir içinde bulunan 2-3 metre boyundaki kayalara çarpmamızı önlemek için harıl harıl çalışıyor. En arkada ise motoru yönlendiren başka bir rehber kanoyu ustaca yönlendiriyor.

İlk bir kaç saat boyunca su seviyesi yüksek olduğundan rahat ve sakin bir yolculuk oluyor. Ancak su seviyesi azaldıkça işler çetrefilleşiyor.

Her kayayı birkaç santimle ıskalıyoruz. Çarptık çarpıcaz. Her iki yanımızdaki yağmur ormanları etrafımızı bir duvar gibi örtmüş, toprak gözükmüyor. Bir an için labirentte olduğunuzu düşünüyorsunuz, nehir daraldıkça içiniz daralıyor, su hızlandıkça kanınız kaynıyor, geriliyorsunuz. Ancak bazen de daha bir düz, geniş bir alana çıkıyorsunuz. Akım azalıyor. Etraf sakinleşiyor. İşte o an ormanların ardını görebiliyorsunuz. Nehrin suyu bitiyor, yemyeşil bir orman başlıyor. Hemen sonrasında Tepui’nin uçurum gibi siyah gri rengi görünüyor. Biraz yukarısında bembeyaz tombul bulutlar. Ve tekrar yukarısında yine uçurumun tepesi baş gösteriyor. Daha bir yükseklere çıkıyor. En tepesinde de yer yer akan büyük şelaleler. O an farklı bir dünyada olduğunuzu fark ediyorsunuz. Kanonun darlığı, kıçınızın acısı ile artık ilgilenmiyorsunuz. Seyre dalıyorsunuz.

Bazen de daha bir düz, geniş bir alana çıkıyorsunuz. Akım azalıyor. Etraf sakinleşiyor. İşte o an ormanların ardını görebiliyorsunuz. Nehrin suyu bitiyor, yemyesil bir orman başlıyor.

Yolun ortasında küçük bir şelale önünde duruyorsunuz. Yandaki derenin suyu burada bir kaç metrelik şelale oluşturmuş. Önünde de küçük bir havuz. Burada biraz yüzdükten sonra yola devam ediyoruz. Bir iki tehlikeli kayayı geçtikten sonra alüvyonların oluşturduğu ufak bir plaja rastlıyoruz. Kanoları kıyıya yaklaştırıp, burada çakılların üstünde öğle yemeğimizi yiyoruz. Kanoların bulunduğu yerdeki küçük balıklar daha insanları pek tanıyamamış. Ürkek ürkek ellerimizden ekmek parçacıklarını yiyorlar.

Yolun devamında birden yağmur başlıyor. Kamerayı zor saklıyorum. Damlaları çok büyük olduğundan bir iki dakikada sırılsıklam oluyoruz. Berbat bir şey. Sonra yine güneş açıyor.

 

Yolun sonuna doğru gittikçe heyecanımız artıyor. Angel Şelalesi’ni görmeye az kaldı. Acaba hangi tepui’nin üstünden belirecek. En sonunda bulutlar arasından önümüze çıkıyor. Yolculuğumuzun son 10 dakikasını şelaleyi uzaktan izleyerek geçiriyoruz.

4 saatlik yolculuk sonunda kanolarımızı geceyi geçireceğimiz barınağın olduğu yere çekiyoruz. Buradan şelaleler gözükmüyor. Zaten kısa bir sure sonra aksam karanlığı çöküyor. Hamaklarımızı hazırlamaya koyuluyoruz. Barınaktan kastim sadece ustu kapalı inşaat gibi bir yer. Yanları açık. Hemen yanında banyo yapabileceğiniz gibi yer var. Suyu buz gibi. Rengi ise kan kırmızısı. Ağaçlardan düşen yapraklar nehrin suyunu kırmızıya çeviriyor. Aksam yemeğini yedikten sonra yatıyoruz.

Sonraki günün sabahında erkenden uyanıp yola koyuluyoruz. Barınağı Angel Şelalesi’ne 2 saat yürüme mesafesine yapmışlar. Ormanın içinde uzunca bir sure sürekli yukarı çıkıyoruz. Etrafta ilginç bitkiler ve böcekler bulunuyor. İlerledikçe şelalenin sesi gittikçe artıyor.

Ve tepeye doğru çıkarken en sonunda yaprakların arasından şelalenin bir kısmını görebiliyoruz. Tepesi gözükse de dibini görmek zor. Az kaldı bir kaç metre daha yukarı çıkınca tüm şelale önümüzde olacak. Tepeye vardığımızda nerdeyse 1 km’lik dünyanın en yüksek Angel Şelalesi’ni görüyoruz. Bazen bulutlar uç kısmını kapatıyor. Önümüzdeki şelale bir görünüyor, bir kayboluyor. Dibine gitmemize izin vermeseler de nehrin hemen ötesinde şelaleyi daha iyi bir görebileceğimiz havuz gibi bir yere gidebiliyoruz. Nehrin akıntısı hızlı olsa da havuzda rahatça yüzüp, şelalenin resmini çekebiliyoruz. O kadar yüksek ki kadraja kendinizi ve arkanızdaki şelaleyi beraber sokmak oldukça zor. Dile kolay. Dünyanın en uzun gökdeleninden nerdeyse iki kat yüksek.

Bir kaç saat sonra rehber geri dönmemiz gerektiğini işaret ediyor. Hemen toparlanıp tekrar yola düşüyoruz. Yine ayni gün kanolara binip geri donuyoruz. Su akıntısı yönünde gittiğimizde 2 saatte eve varıyoruz. Çok daha sakin bir yolculuk oluyor. Kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

Bir sonraki yazımda Angel Şelale’sini ayrıntılı olarak yazacağım.

Canaima yazısı için burayı tıklayın. 

 

İlgili Yazılar

2Comments

+

+ Leave a Comment